|
Türkiye Komünist Partisi 1920'nin Bir Mayıs Açıklaması
www.tkp-online.com
TKP 1920
Savaşa karşı barış için,
Kürt halkının özgürlüğü için,
Türkiye’de demokrasi için,
AKP ktidarına son vermek için Bir Mayıs 2012 de birliğimiz güçlendirelim!
Dümya işçi sınıfı ve emekçilerinin birlik, mücadele ve dayanışma günü 1 Mayısı bu yıl Türkiye işçi sınıfı ve emekçileri çok ağır koşullarda kutlamaktadırlar.
Bugün Türk burjuvazisinin imanlı yeni faşıst kadrosu olan Başbakan ve Hükümeti Orta Doğuda savaş kışkırtıcılığı yapıyor, Osmanlı yayılmacılığının, barbarlığının yolunda yürüyor, emperyalizmin uşağlığına koşuyor. Içişleri Bakanı Şahin, Türk faşistlerini Taksim’de toplayıp Ermenilere karşı işlenen jenosidini inkar için miting yapıyor. Dışişleri Bakanı Davutoğlu Mecliste, AKP iktidarını, Orta Doğunun sahibi ve düzenleyicisi olarak ilan ediyor, Kürtler de dahil Orta Doğu halklarını kendi kölesi gibi görüyor. Kürtlerin baş kaldırısı ise gözüne diken gibi batıyor.
Bu faşist hükümet Kemalislerin emperyalistlerle çatıştırdığı sözde “Misak-ı Milli”yi savunuyor, Ittihatcılardan ve Kemelistlerden miras aldığı Türk-Islan sentezini Yeni Osmanlıcılığa köprü yapıyor. Nasıl ki, Osmanlı Imparatorluğunun Türklükle bir ilgisi ve ilişkisi yoksa, AKP iktidarının da Türklükle ve Istanbul’da, Izmir’de, Anadolu’da, Mezepotamya’daki yerli halklarla hiç bir ilgisi ve ilişkisi yoktur, onların temsilcisi de değildir. Nasıl Hitler Alman halkının temsilcisi olmadıysa, AKP de Türkiye halklarının temsilcisi değildir. O, para babalarının, silah tüccarlarının temsilcisidir, Kürt halkına karşı savaştan vurgun vuranlardan bir tanesi de Erdoğan’dır. Erdoğan yalnız ABD’nin taşeronlu değil, içerde de Kürt düşmanı, Osmanlı yayılmacısı, şöven ve milliyetci yeşil sermayenin, iç gericiliğin temsilcisidir.
90 yıldan beri Türkiye Cumhuriyetini Türk-Islam senteziyle yöneten ana kodroların yerli halklarla hiç bir ilişkisi olmamıştır. Bunlar Osmanlı dönemindeki barbarlığı Anadolu halkları üzerinde ebedileştirmek istiyorlar. Onlar bu topraklarda önce Ermeni halkına karşı soy kırımı gerçekleştirdiler, Yunanlıları “mübadele” adı altında sürdüler, Çerkezleri dağıtıp erittiler, Lazları sindirdiler. 100 yıldan beri eritemedikleri Kürt halkına karşı aralıksız katliamlara giriştiler. Bu barbarlık Kürdistan topraklarında ve Türkiye metropollerinde bugün Erdoğan eliyle yürütülüyor. Bugün Türkiye’deki askeri ve sivil iktidarlara karşı Kürt halkı 30 yıldan beri örgütlü bir şekilde savaş vermektedir. Bu devrimci direniş bugün milyonları sarmıştır. Türkiye ekonomisi, politikası, kültürü, ideolojisiyle Kürtlere karşı savaşa endekslenmiştir.
Kürt halkının bu savaş ve direnişi, Türkiye’deki bütün halkların hak ve özgürlüklerine kavuşmalarını sağlayacak, bütün Türkiye’yi demokratikleştirecek ana halkadır. Kürt halkı yalnız kendi özgürlüğü, Kürdistan’ın özgürlüğü için değil, O, Türkiye halklarının tümünün, Türkün, Rumun, Ermeninin, Yahudinin, Ramanın, Çerkezin, Arnavudun, Boşnağın, Lazın, Asuri-Süryaninin, Arabın ve diğerlerinin özgürlüğü, bütün Türkiye halklarının eşitlik temelinde, özgürce birlikte yaşaması, Türkiye’nin özgürleşmesi için savaşıyor. Bu savaşda müslüman olan da var, olmayan da var, ezidi de var, alevi de var, hristiyan da var, musevi de var, tarikatlara katılan da var, katılmayan da var, çarşaflı olan da var, olmayan da var, başı kapalı olan da var, olmayan da var, ben kapitalistim diyen de var, demiyen de var, ben komünistim diyen de var, değilim diyen de var. Bunlar bu devrimci direnişe canı pahasına katılıyor, zulme ve haklarının gaspına karşı çıkıyor. Kürdistan’a ve Türkiye’ye şimdiye kadar gelmemiş olan gerçek bir demokrasi için, tüm halklara özgürlük için savaşıyor. Bu da doğaldır. Bugün ana görev, bütün bu halklardan savaşmak istiyen güçlerin ayrı ayrı gitmesi değil, bu hareketi güçlendirmesidir, bütün güçlerini Kürt halkının özgürlük mücadelesi etrafında örmesidir, AKP iktidarına karşı güçlü bir birlik oluşturmasıdır. Sömürgecilerin, işgalcilerin ve AKP’nin yumşak karnı bu birliğin oluşmasında yatıyor. Bu yılki Bir Mayıs bu birliğin bir aynası olamalıdır.
Bu birliğin oluşmaması için AKP büyük paralar döküyor, Türk aydınlarını, sendikacılarını satın alıyor. Mezhep ayrılıklarını, tarikatları, dinsel farklılıkları kışkırtıyor. Böylece ömrünü uzatıyor. Bugün artık Türk olan aydının ülkedeki gerçekleri görmesi gerekmektedir. Bu aydınlar Türkiye’de yaşayan halkların çoçuklarıdır. Bunlar Rumdur, Ermenidir, Arnavuttur, Boşnaktır, Çerkezdir, Lazdır, Türkmendir, Yörüktür, Kürttür... Bu aydınların Türkiye Cumhuriyetinin Osmanlı Imparatorluğunun devamı olduğ safsatasından, Fethullah’ın fetvalarından kedilerini kurtarmaları bir zorunluktur. “Atalarının” Osmanlı yayılmacılığına katılıp işledikleri günahların sorumlusu kendileri değildir. Burada kollektif suç yoktur. Bunlar Fethullah’ın ve Erdoğan’ın “ecdatlarımızın kahramanlıkları” diye yerleştirmeye çalıştığı Osmanlı barbarlığını redetmelidir. Bu konuda aydınlatma yapmayan bir aydın apolegettir, yani “atalarının” işlediği barbarlığı onaylamanın yanlış olduğunu bildiği halde, gerçekleri kendi halkına ve diğer Türkiye halklarına açıklamamaktır. yazmamaktır, Fethullah’ın, Erdogan’ın, Kemelistlerin düzenlerini savunmaktır. Osmanlı’dan muhafaza edilecek bir şey yoktur. Muhafazakarlık adına Osmanlı barbarlığına ortak olunmamalıdır. Aydın kendi kimlik ve kişiliğinden prim vermemelidir, Erdoğan’ın ve Fethullah’ın bir paryası olmamalıdır, Fetih filmlerine, Istanbul fethinin yıl dönümlerine alet olmamlıdır, halkını seven bir aydın bunları yapmaz. Kendi kimlik ve kişiliğini muhafaza edecek değerleri bilmesi ve bunları cesurca savunması, ait olduğu halkının yanında yer alması gerekir. Bu bir milliyetcilik değildir, faşistlere ve emperyalistlere verilecek en iyi cevaptır. Osmanlıların, Kemalistlerin işlediği cinayet ve katliamlara ortak olunmamalıdır, bu katliamlar lanetlenmelidir ve gelecek kuşaklara örnek olunmalıdır. Bu hiç bir halkı inkar etmeden, demokratik, özgür eşit ortak bir yaşamı savunmak demektir. Ortak yaşamayı isteyen her Türkiyeli aydın bunu kendisine görev bilmelidir. Demokrasi için, Kürt halkının ve bütün halkların özgürlüğü için, AKP Iktidarına son vermek için savaşmalıdır. Bunu gerçekleştirmenin objektif koşulları vardır. Eğer Türkiyeli halklar Kürt halkıyla birlikte hareket ederse Erdoğan’a Türkiye dar gelir, soluğu hocası Fethullah’ın yanında alır. Bu ülkemizin parçalanmasını önlemenin, birlikte yaşamanın en demokratik yoludur.
Türkiye’de bugünkü sendikacılık ne ülkenin gerçek problemlerine, ne de işçilerin yakıcı sorunlarına yanıt veriyor. Işçi sınıfının mücadelesini ekonomik çıkarlarıyla sınırlıyor, onu demokratik haklar için mücadeleden, siyasi alandan, Kürt halkının mücadelesinden uzak tutuyor. Bugün sendikalar uzmanlık adı altında işçi paralarıyla beslenen burjuva ajanlarıyla doldurulmuştur. Bunlar işçilere eğitim adı altında patronlarla nasıl uzlaşılacağı konusunda dersler veriyor, Amerikan ve Avrupa tipi sarı sendika anlayışını yaygınlaştırıyor, işçi sınıfına milliyetciliği aşılıyor, onu Kürt ulusal hareketine karşı kışkırtıyor. Halkların ortak çıkarlarda birlikte hareketini baltalıyor. Bunların günümüzdeki işlevi budur. Gerçek sendikacılık patronla işçiyi uzlaştıran, ihtilaf çözen sendikacılık değildir, gerçek sendikacılık işçi sınıfının ulusal ve enternasyonal birliğini savunan, patronun yanında yer almayan, işçilerin ekonomik, siyasi ve demokratik haklarını ardıcıl savunan, Kürt halkının mücadelesini destekleyen, onun ayrılma da dahil kendi kaderini belirleme hakkını savunan sendikacılıktır.
Işçi sınıfının örgütlülüğünü ve savaşını doğru rayına oturtmak biz TKP’lilerin görevidir. Bu görevi sayıları gittikce çoğalan devletten icazetli tabela asan TKP’ler yapamaz. Bizim partimiz icazeti kabul etmediği için 90 yıldır tabelasız çalışıyor, savaşıyor. Partimizin ne “tkp-org”larla, ne de TKP adını alan tabela partileriyle bir ilişkisi vardır. Yığınsallaşmak için tabela gerekmez, yığınların içinde eriyen ve onların mücadelesinine yön veren parti olmak gerekir. Biz bunu yakın tarihimizde, likidasyondan önce birlikte gördük. Kürt ulusal hareketi bunu 30 yıldan beri yaşamaktadır. Bizim partimizin milliyetcilikle, burjuva sosyal demokratılıkla, kemalistlikle, üstencilikle bir ilgisi yoktur. Partimize geçmişte bunları dayatan Şefik Hüsnü olmuştur. Bugün de bunu yapanlar tabelacılardır, kendilerine “tkp-org” diyenlerdir.
Suphi ve Bilen’in yolunda giden TKP’lier bu 1 Mayısta Kürt ulusal hareketiyle, Halkların Demokratik Kongresi ve BDP ile birlikte miting ve yürüyüşlere katılacaklardır. AKP’nin Kürt halkına karşı açmış olduğu savaşa karşı yürüyeceklerdir.
29.04.2012 Türkiye Komünist Partisi 1920
www.tkp-online.com |